GEÇİŞ BÖLÜMÜ II
” Lux inter Tenebras Iterum Loquitur “
‘’ Işık, Karanlığın İçinde Yine Konuşuyor ‘’
Altı bölüm…
Tam altı kez kelimelerimi ateşe sürdüm. Her birinde, alevin ortasına bir damla hakikat bıraktım.
Okuyan, ellerini uzatsa tutabilecekti.
Ama olmadı.
Gözlerinin önünde duran gerçek, göz kapaklarının ardındaki karanlığa çarpıp geri döndü.
Bazıları kelimelerimi beğendi, bazıları “derin” dedi, bazıları sessiz kaldı…
Ama hiçbiri, etrafını saran zifir gibi cehaletin kokusunu fark etmedi.
Bir gece, odamdaki tüm ışıklar kapalıydı. Yalnızca pencereden içeri sızan ay ışığı, masamdaki kâğıtlara düşüyordu. O sırada sayfaların köşesi kendi kendine kalktı.
Ne rüzgâr vardı, ne de hareket eden bir şey…
O an hissettim bu, sıradan bir gece değildi.
Odanın ortasına, ne mum alevi gibi titreyen ne de elektrik lambası gibi sabit duran, garip bir ışık indi.
Sıcak değildi… ama ruhumun en karanlık odalarına nüfuz edecek kadar derin bir sıcaklığı vardı.
Ve ışığın içinden Işığın Efendisi belirdi.
Işığın Efendisi:
“Altı kez yazdın.
Altı kez sözlerin göklere yükseldi.
Ama yeryüzü hâlâ aynı…
Söyle bana, Yazar… Umudun hâlâ neden ayakta ? ”
Ben:
“ Çünkü Efendim, tarihte defalarca gördüm.
Karanlık, ne kadar güçlü olursa olsun, bir tek kıvılcım tüm geceyi delip geçebilir.
Ama o kıvılcım, bazen yüzyıllar boyunca yanar.
Ve ben… belki o kıvılcımı yazan ellerden biri olurum. ”
Işığın Efendisi:
“ Sana tarihten örnek vereyim.
M.S. 415’te, İskenderiye’nin kütüphanelerinden biri, cehaletin ateşine teslim edildi.
Hipatia kadın filozof, matematikçi, bilge sokak ortasında parçalandı.
Neden?
Çünkü hakikati öğretiyordu.
O gün öldürülen yalnızca Hipatia değildi; onunla birlikte binlerce yıllık bilgi de yok edildi.
Ve insanlık, kendi elleriyle gözlerini kararttı. ”
Efendi’nin sesi ağırlaştı. O anda odanın duvarları silikleşti. Yerine, taş kaldırımlı bir sokak, ellerinde meşaleler taşıyan öfkeli bir kalabalık, ve gökyüzünde korku ile umut arasında gidip gelen yıldızlar belirdi.
Ben, sanki oradaydım…
Bağırışları, taşların şiddetle yere çarpışını duyuyordum.
Işığın Efendisi:
“ 1937’de Nanjing’de, insanlık kendi yüzünü tanıyamaz hale geldi.
Çocuklar, kadınlar, yaşlılar… hepsi, uygarlığın maskesi ardındaki ilkel canavara teslim edildi.
Binlerce yılın birikimi, tek bir kışta yakıldı.
Ve bugün hâlâ, bazıları o geceleri hiç yaşanmamış gibi anlatıyor.
Gerçek, susturulmak için zamanın sisine saklandı. ”
Efendi avucunu açtı, içinden siyah dumanlar yükseldi. O dumanların içinde görüntüler vardı…
Orta Çağ Avrupa’sında Engizisyon mahkemeleri…
Osmanlı’da bilim insanlarının “bidat” damgasıyla susturuluşu…
20. yüzyılda bir öğretmenin, yalnızca doğruyu söylediği için sınıfından alınışı…
Ben:
“Ama Efendim, biz hâlâ direnebiliriz.
Hâlâ öğrenebilir, öğretebiliriz. ”
Işığın Efendisi:
“ Evet, ama dinle Yazar…
Direnmek, yazmakla başlar, ama yazdığın yalnızca okunursa tamamlanır.
Senin sözlerin, uyanmayan bir zihnin duvarına çarptığında, yankı bile bırakmayabilir.
Ve işte o yüzden, tarihin en büyük düşmanı yalnızca karanlık değil… ilgisizliktir. ”
Sonra bana baktı. Gözleri, insanın en derininde gizlenen o çıplak gerçeği görüyordu…
Biz, zincirlerimizi severiz.
Çünkü zincirlerimizi kırmak, sorumluluk demektir.
Ve sorumluluk, korkunun en saf halidir.
Işığın Efendisi:
“ 1915’te, 1945’te, 1994’te… farklı coğrafyalar, farklı diller, farklı dinler…
Ama aynı hikâye :
İnsan, komşusunu düşman yapar, sonra da ‘biz haklıydık’ der.
Oysa haklı olan, hiçbir zaman kanın rengini sormaz. ”
Efendi’nin sesi bir anda sertleşti :
“ Sen, bu çağın kayıtçısısın, Yazar.
Sözlerin, bugünü değil, yarının vicdanını yazıyor.
Onlara anlat ama korkmadan, ama susmadan.
Çünkü bazen bir tek cümle, yüz yıllık bir yalanı boğar. ”
Sonra ışığı sönmeye başladı.
Ama gitmeden önce bana eğildi ve fısıldadı:
“ Bir gün, karanlık seni de yok etmek isteyecek.
O gün geldiğinde hatırla…
Işık, yalnızca parlak olduğunda değil, en karanlık gecede de ışık olduğunda gerçektir. ”
Işık kayboldu. Odam yine karanlık kaldı.
Ama masamın üzerindeki kâğıtta, benim yazmadığım bir cümle duruyordu:
“Lux non timet umbras.”
‘’ Işık, gölgelerden korkmaz… ‘’